Toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ORGASM Inc. izle / torrent






Seksüel yaşamın ve özellikle 'kadın hayatının' bir kez daha bu alanda sömürülüşü, hem ticari mağduriyeti hem de seksüel travmaların vahameti bu eleştirel belgesel yapımında gözlerimizin önüne seriliyor. Pekala buradaki her yönlü tahribatın gerekçeli yönü ne olabilir? Elbette ki küresel boyutta yaratılan monopol ticari arz değeri üzerinden sağlanacak astronomik ölçekte kazançlar. Şirketokrasinin piyasacı bir pişkinlikte talepkar oluşu, acımasızca müşterilerini plasebo ilaçlarıyla aldatmasına hiçbir şekilde engel olamıyor. Enstitüler, kendilerini finanse eden endüstrinin (şirketlerin) denetleyicisi/onaylayıcısı olduğu için ve bu endüstrilerin liberal hiyerarşinin koynunda devletlerle sıkı ilişkilerinin hatrına, değil herhangi bir ceza ya da tazminata, hiçbir yaptırıma maruz bırakılmadan mevcudiyetine karşın, devlet/hukuk şirketler için teşvik edici koruyuculuğundan kendini esirgemiyor.





  



WE STEAL SECRETS: THE STORY OF WIKILEAKS izle / torrent






O tüm dünyada bir devrim yarattı. Tüm dünyayı titretti ve dünya devi Amerika bile ne yapacağını şaşırdı onun karşısında. Hükümetlerin ve büyük şirketlerin gizli ve kirli, çıkarcı, ranta dayalı ve savaş suçlarıyla dolu  belgelerini yayınladı. Dünyada büyük tepki uyandırdı.

Tunus'ta, Mısır'da, Libya'da yaşanan ayaklanmalar ve değişimler, Türkiye, Yunanistan, Brezilya ve hatta Amerika'da ortaya çıkan ayaklanmaların ateşleyicisi oldu Wikileaks. O tümden bir toplumsal dönüşümü her şeyi ortaya koyarak, bilerek gerçekleşeceğine inanıyodu. O yüzden 0 sansür politikası hakimdi hep döküman ifşalarında.

Kısaca Wikileaks'in  kuruluşu, bunun öncesinde Julian Assange'ın diğer hacktivist eylemleri -uzaya gönderilecek mekiğin ve tüm işletim sistemlerine sızması ve NASA'ya iyi bir panik yaşatmasına kadar- baştan sona güzel bir hikaye bizi bekliyor. Kesinlikle kaçırmayın...




  


JESUS CAMP izle / torrent






Militan bir dini anlayış yaratılarak, yine bu anlayışın yöneteceği bir dünya ve gelecek arzulayan, devlet tarafından desteklenen bir tarikatın iç yüzü, etkinlikleri ve en önemlisi yaz kampı anlatılıyor belgeselde. Yani Jesus Camp! Bu yaz kampında bütün çocukların yaşadıklarına doğrudan tanık oluyorsunuz. Her şeyin açıkça kameraya alındığı ve ropörtajlar yapıldığı bu belgeselde yakın tarihte doğan fundamentalist (aşırı - köktendinci) bir tarikatın, hükümetle işbirliği, yönetimde ve toplumsal olaylarda etkisi gözlemleniyor.

Yeni neslin deformasyonuna çocuklardan başlayan bu hıristiyan tarikat, içine kapanık, merhamet, empati duyguları körelmiş, vicdanları tek yanlı çalışan, çocuklarda kalıcı a tipi kişikik bozukluluğuna* neden olan, diğer dini oluşumlar ve hareketler gibi daha birçok, toplumu sakatlayıcı nitelikler barındırmaktadır. Belgesel izleyiciyi sadece dinin bu yapısıyla yüzleştiriyor.





DAMOCRACY izle






Barajların Gölgesindeki Uygarlıklar: Amazon ve Mezopotamya. Dünyanın dört bir yanında halklar, kültürlerinin ve doğanın yok edilmek istenmesine karşı direniyor. Dünyanın son özgür akan nehirleri ve yaşamları, bu nehirlere bağlı olan milyonlarca insanın geleceği ve kültürleri tehlike altında. Baraj savunucuları, barajlardan elde edilen enerjinin yeşil ve temiz olduğunu iddia ediyor. Aslında önemli doğal alanlar sular altında bırakılıyor, canlı türleri tehdit ediliyor, hatta yok oluyor ve toplumlar harap ediliyor.

Barajlar aynı zamanda iklim değişikliğini de körüklüyor. Bütün bunlara rağmen dünyanın her yerinde, özellikle kalkınmakta olan ülkelerde daha fazla baraj inşa etme eğilimi var. Bu dev baraj projelerinin birçoğunun hukuka uygunluğu ise şüpheli. Barajların yarattığı yıkım ise tartışma götürmez bir gerçek.

Bu kısa film, dünyanın bambaşka uçlarında inşa edilmekte olan iki dev barajın, birbirinden tamamen farklı iki ülkenin insanlarını, doğasını ve farklı kültürlerini nasıl tehdit ettiğini gösteriyor. Ve dünyanın özgürce akan iki görkemli nehrinin yaşaması için verilen ortak mücadeleyi anlatıyor.








GASLAND izle / torrent






Belgesel büyük doğalgaz şirketlerinin sondaj sırasında doğaya ve insanlara -hiç abartı yok- nasıl işkence çektirdiklerini anlatıyor. Korkunç bir tablo ve korkunç bir zehir bu. Medyanın bizim gözlerimizden uzak tuttuğu ve bizim bir türlü görmek istemediğimiz bir gerçek. 500'den fazla kimyasala boğulan toprak ve su insanların yaşam kaynaklarının tam içinde. Musluktan gelen su, çamurdan kötü görünüyor, hayvanlar hastalıklı ve hepsinin tüyleri dökülüyor. Sondaj alanları feci bir tahribat alanı.

Doğanın içinde kendilerinin inşa ettiği bir evde, hippi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen, belgeselin yönetmeni Josh Fox, söze şöyle başlıyor: "Ben karamsar değilim. Her zaman insanların öfkeye, açgözlülüğe ve çılgınlığa yenik düşmeyeceğine inandım. Sevdiğimiz şeyleri yok etmeyecek bir çözüm bulacağımıza inandım." Ve belgesel; günlük yaşamımızın ve tüketim dünyamızın önemli bir bölümünü kapsayan doğal gaz ve şirketlerin ahlakını gözler önüne seriyor ve bizim de bununla yüzleşmemizi bekliyor.




WE ARE LEGION: THE STORY OF THE HACKTIVISTS izle / torrent






Dünyanın en büyük ve güçlü hacker grubu Anonymous'un hikayesinin anlatıldığı harika bir belgesel. İlk olarak bir araya gelmelerinden kuruluşlarına, ilk hacktivist eylemlerinden politik bir düzeye kaymalarına, devletle ve CIA ile ilk karşı karşıya gelmelerinden üyelerinin izlenmelerine ve tutuklanmalarına kadar birçok olay detaylarıyla ilk kez karşınızda. WikiLeaks'ın kurucusu Julian Assange'dan nasıl etkilendiklerinin ve tutuklanma sürecinde nasıl tepki verdikleri gibi Tunus, Mısır, Libya halklarının hükümetlere karşı verdikleri mücadelede nasıl rol oynadıklarına dair de birçok anekdot aktarılıyor.

Belgeselde Anonymous'dan önemli isimlerin yer aldığı gibi, alakalı yazar ve araştırmalılar da yer alıyor. Hacktivizmin doğuşu ve yükselişinin etkili bir şekilde hikayelendirildiği bu belgeseli kaçırmayın.





SURPLUS: TERRORIZED INTO BEING CONSUMERS izle / torrent

Sermaye Fazlası: Tüketim Arzusu Sizi Terörize Eder 







Gezi Parkı olaylarından sonra, devletin ve tüm kurumlarının riyakarlık ve korku saçan tavırlarını ve bunun ardındaki tüm iktidar savaşımlarını anlamak için bu belgesel kaçırılmaz fırsat. Commercialism/piyasacılığın temel dayanaklarına inen, iktidarlığın ve sistemin bu can damarını biraz sorgulayan, aynı zamanda bunu tomlum bilinci ve iradesinde pasifize etmek için obskürantizm/bilmesinlerciliği nasıl ve ne şekilde kullandıklarına bakın. Tüm dünyada iktidarların nasıl birebir aynı hareket ettiklerini gördüğünüzde çok şaşıracaksınız.

"Tüketim toplumu çevreyi yok etti. Milyonlarca bitki ve hayvanın soylarını tüketti. Denizi, nehirleri ve gölleri zehirledi. Havayı kirletti. Atmosferi karbondioksit ve diğer zehirli gazlarla doldurdu. Ozon tabakasını deldi.  Benzin, kömür, gaz rezervlerini ve zengin madeni kaynaklarımızı tüketti. Ormanlarımızı yok etti ve kendi ormanlarını da... Peki geriye bizim için ne kaldı? Az gelişmişlik. Yoksulluk. Bağımlılık. Borçlar. Belirsizlik. Çok gelişmiş toplumlar için problem büyüme değil, pastanın dağılımı. Sadece kendi aralarındaki de değil bütün toplumların arasındaki pastanın.

Sürdürülebilir kalkınma tüm uluslar arasında dürüst bir dağılım olması halinde imkansızlaşır. Hepsinin ötesinde, insanlık aynı kaderi paylaşan büyük bir ailedir. Bugün karşılaştığımız ciddi krizlerle gelecekteki, çok daha fazla kontrolden çıkmış dünyanın ekonomik, sosyal ve ekolojik trajedilerini asla çözemeyeceğimizi anlıyoruz. İnsanlığı kurtarmak için bir şeyler yapılmalı. Daha iyi bir dünya mümkün!"

Belgesel söze şöyle devam ediyor: "Bir binaya ya da bir pencereye şiddet uygulayamazsınız. Şiddet bizim için çok daha farklı bir şeyi ifade ediyor. Bu şiddet değildir, tabii bireylere saldırmayı haklı bulanlardan değilseniz, biz değiliz. Özellikle Seattle olayları sonrasında elit sınıf büyük bir panik içindeydi. Olayların nedenlerini arayıp duruyorlardı. Ve işaret edebileceğiniz tek isim John Zerzan'dı. Eğer hareketin arkasındaki fikri arıyorsanız, bu kesinlikle John Zerzan'dır." Ve sonrasında anarko-primitivist yazar John Zerzan söze başlıyor.






BBC: HOW ART MADE THE WORLD izle / torrent






İnsanoğlunun kültürel ve sosyal evriminin serüvenine farklı bir anlatımla tanık olun. Yaşamımız, dünyamız hatta yönetilişimiz nasıl bir gerçekliğe sahip. Farkında olmadan hayatımız ve insanoğlunun kaderi nasıl şekillendi ve hala da sürüyor? Tüm bunların ve daha fazlasının cevabını, eğlenceli ve bir o kadar da çarpıcı olan, BBC'nin "How Art Made the World" belgesel serisinde buluyoruz.





I More Human Than Human

Görüntüler hayatımıza hükmeder, bize nasıl davranacağımızı, ne düşüneceğimizi, bizi belirleyip şekillendirir, ama nasıl oluyor da bu görüntüler, resimler, semboller ve etrafta her gün gördüğümüz sanat, bizi yönetiyor? Cevap günümüzde değil ama binyıllar öncesinde. Çünkü antik atalarımız dünyalarını anlatan resimleri çizdiklerinde, bize rehberlik eden görsel bir miras da bırakmış oldular.

Dünyanın en şaşırtıcı hazinelerini keşfedip, zafer yolundaki liderlik mücadelelerini göreceğiz. Yüzbin yıllık tarihe yolculuk yapacağız, Dünya'nın en eski sanat kültürlerinin sıradışı seramonilerine şahit olacağız ve antik sanatın en derin sırlarını keşfedişlerini açığa çıkaracğız.







II The Day Pictures Were Born

Hiç düşünmeden günde yüzlerce kez yaptığımız birşey var. Kesinlikle güvendiğimiz ve garanti saydığımız bir durum. Bazı çizgiler görüp onlara anlamlar verebiliyoruz. Diyebiliriz ki bir şekilden diğerine, renk düzenlemeleri çeşitli anlamlar taşıyor. Görüntüleri anlamlandırabilmek yaşamımızın temel bir parçası. Ya bu yetimiz olmasaydı? Görüntüleri anlayamadığımızı hayal edin, nasıl bir dünya olurdu? Öncelikle, görüntüler ortaya çıkmazdı, tamamen bağlı olduğumuz birşeyleri kaybederdik, Yaşam çıkmaza girer; dünyamızı algılayamaz olurduk.

Antik çağda durum böyleydi; görüntüler ve simgeler yoktu, Şimdi ise hayatımızı görüntüler yönlendiriyor. Bu insanoğlunun görselliğin gücünü keşfedişinin sıradışı hikayesi ve günümüz dünyasını yaratışının.







III The Art of Persuasion

Beyaz Saray'daki başkanlık yarışı dramatik bir noktaya geliyordu, adaylar sandıklarda başa baş durumdaydı, her ikisi de birkaç oy ile öne geçebilecek durumdaydı, Başkan Bush partisinin Madison Square Garden'daki, toplantısına gidiyordu. Bu öne fırlamak için son gerçek şansıydı. Seçilmesi için çok sağlam bir imaj ve etkiye ihtiyacı vardı. Farkında olmasalar da, kullandıkları teknikler modern dünyaya ait değildi. metodları binlerce yıl öncesinde keşfedilmişti.

Sanatın politik gücü antik kral ve imparatorlarca kullanılmış, insanları etkilemek amacıyla imaj ve manipüle çalışmaları yapılmış ve günümüz modern politikacıları da bu yöntemlerden yararlanıyorlar. Bu antik liderlerin görsel manipülasyonu kullanış hikayesi bu güçleri halen üzerimizde etkili oluyor. 







IV Once Upon A Time

Ben ve yüzlerce insanı buraya; Londra'da Leicester Meydanı'ndaki film galasına getiren nedir? Cevap hikaye anlatmanın harika bir yolu olan sinema. Bizleri dehşete düşüren, neşelendiren, ve bize ilham veren hikayeler, ancak görsel hikaye anlatımı yeni bir olay değil. Bugünkü filmler bile aslında çok eskilerde keşfedilen teknikleri kullanıyor.

Binlerce yıldır, sanatçılar hikayelerini canlandıracak yöntemler üzerinde uğraşıyor, böylece seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bu atalarımızın hayalgüçlerimizi şekillendiren filmleri nasıl yaptıklarının hikayesidir.







V To Death and Back

Hayatlarımızın her günü, binlerce farklı görüntünün bombardımanı altındayız. Bizi birçok farklı yönde etkileyen imajlar, fakat bunların arasında ektisi benzersiz, bir tanesi var ki, bizi hem korkutup hem de rahatlatabiliyor. Ama bizi yönlendirirken, aynı zamanda da emin olmamızı sağlıyor. Bu ölümün görselliği.

Bu gençler hayatlarında daha önce hiç ölü birini görmemelerine rağmen, bu resimlerin büyüsüne kapıldılar e yanlız da değiller. Çünkü, farkına varsak da varmasak da, hepimi zölüm imajından etkileniyoruz, yanlız başımıza da olsak veya başkalarıyla, mezarlar ve anıtlar hep ölüm adına yapılıyor fakat neden? neden etrafımızı ölümü hatırlatan imgelerle donatıyoruz? Cevabı modern dünyada değil, binlerce yıl ötede bulabiliriz, insanoğlunun ilk ölüm imajını oluşturduğu zamanlarda. Bu ölümün zihinlerimizi nasıl yönlendirdiğinin hikayesi ve dünyadaki en güçlü etkiye sahip imgeleri nasıl oluşturduğumuzun.







I AM izle / torrent






"Dünya, sergilediği şaşaanın ötesini görebilenlerindir. Onun bir yalan olduğunu görenler, ona ölümcül darbeyi vurmuş olur." - Ralph Waldo EMERSON

Bu sözlerle başlayan belgesel, bir film yönetmeni olan Tom Shadyac'ın dünya düzenini ve sosyal yaşamımızı, dünya üzerindeki adaletsizliği, eşitsizliği, yoksulluğu, savaşları vesaire sorgulamaya ve temel sorunlara inmeye çalışmasını anlatıyor. Geçirdiği kaza sonrası ölümün eşiğine gelen Tom, kendisiyle yüzleşirken, dünyayı ve insanların sorunlarını da sorgular.

Ace Ventura ve Patch Adams gibi birçok ünlü filmin yönetmeni olan Tom Shadyac, barış, sevgi, evrenin bütüncüllüğü gibi temalarla harika bir belgesel keyfi sunuyor bize. Ve bunu ilgili bilim insanları, düşünür ve ünlü insanlarla birlikte keyifli bir hale getiriyor.






EKÜMENOPOLİS izle






Amerikan rüyası bizde "İstanbul rüyası"dır. Öncelerden beri "taşı toprağı altın" diye anılan bu şehir, rantın göz bebeği; işçinin, çalışanın sömürü yuvası ola gelmiştir. Osmanlı zamanında bir yarı sömürge başkent olduğu günlerden, büyük kriz zamanına, cumhuriyet döneminden Amerika'nın küresel boyuttaki liberal politikalardan, günün işbirlikçi hükümetleri sayesinde nasibini almasına kadar, 70ler, 80ler ve sonrasındaki İstanbul da unutulmuyor.

Son zamanlardaki şehir politikalarında da farklılık olmadığı gibi, arpık endüstri yapılanmasıyla, doğa katliamlarına yol açan şehir yapılanması ve tüketimciliğine kadar tüm yozlaşmışlığına eleştiri getiriliyor.






BBC: THE CENTURY OF THE SELF izle / torrent





Bundan 100 yıl önce, Sigmund Freud tarafından insan doğası hakkında yeni bir teori ortaya atıldı. "Her insanın zihin derinliklerinde saklı ilkel cinsel ve saldırgan güçler" keşfettiğini söylüyordu. Bu güçler kontrol edilmediği takdirde, bireyler ve toplum kaos içinde yok olmaya sürüklenebilirdi. Bu belgesel serisi, iktidarı elinde tutanların kitlesel demokrasi çağında, tehlikeli kalabalıkları kontrol etmek için Freud'un teorilerini nasıl kullandıklarını anlatıyor. Kalabalıklar, kitle davranışı ve onları kontrol etmek adına nelerin nasıl yapıldığını çarpıcı etkisiyle ve anlatımıyla konu alan bu belgesel serisi 4 bölümden oluşuyor.


  





I Happiness Machines / Mutluluk Makineleri:

Hikayenin merkezinde sadece Sigmund Freud değil, Freud ailesinin diğer üyeleri de yer alıyor. Bu bölümde Freud'un Amerikalı yeğeni Edward Bernays'den bahsedeceğiz. Günümüzde Bernays neredeyse tamamen unutulmuştur. Fakat 20. yüzyıldaki etkisi neredeyse amcası kadar büyüktür. Çünkü Bernays, Freud'un insan hakkındaki fikirlerini alıp, kitlelerin manipülasyonu için kullanan ilk kişiydi. Seri üretim mallarını insanların bilinçdışı arzularıyla ilişkilendirerek, ihtiyaçları olmayan şeyleri istemeleri için insanları nasıl ikna edeceklerini Amerikan şirketlerine ilk gösteren kişiydi. Buradan yola çıkarak kitleleri kontrol etmenin yollarına dair yeni bir siyasi fikir oluşacaktı. İnsanlar, içlerindeki bencil arzular tatmin edildiğinde mutlu olurken, aynı zamanda uslu çocuklar haline geliyorlardı. Bugün bütün dünyayı saran, sadece tüketen insan modeli böyle başlamıştı.






II The Engineering Of Consent / Rıza Mühendisliği:

Bilinçdışına giden ana yol. Sigmund Freud'un bilinçdışı hakkındaki düşüncelerinin, savaş sonrası Amerika'sında kitleleri kontrol etmek amacıyla iktidarlar tarafından nasıl kullanıldığını anlatacağız. Politikacılar ve planlamacılar şuna inanıyordu: Bütün insanların içinde saklı, tehlikeli irrasyonel korkular ve arzular olduğunu söyleyen Freud haklıydı. Bu içgüdülerin dışarı çıkmasıyla birlikte, Nazi Almanya'sındaki barbarlıkla karşılaştığımızı düşünüyorlardı. Bunun yeniden olmasını engellemek için, insan zihni içindeki bu gizli düşmanı kontrol etmenin yollarını aramaya koyuldular. Hikayenin merkezinde, Sigmund Freud'un kızı Anna ve yeğeni Edward Bernays bulunuyor. Bernays, halkla ilişkiler mesleğini icat etmişti. Amerikan halkının zihinlerini yönetmek ve kontrol altında tutmak amacıyla çeşitli teknikler geliştirmek için Amerikan hükümeti, büyük şirketler ve CIA tarafından Freud ailesinin fikirleri kullanıldı. İktidardakiler, demokrasinin işlemesini sağlamak için tek yolun dengeli bir toplum yaratmak olduğunu, normal Amerikan yaşamının hemen altında gezinen vahşi barbarlığın bastırılması gerektiğini düşünüyorlardı.






III There Is Policeman Inside All Our Heads. He Must Be Destroyed / Hepimizin Kafasında Bir Polis Geziyor. Onu Yok Etmeliyiz:

Bu bölümde, Sigmund Freud'un bilinçdışı hakkındaki fikirlerinin, iktidardakiler tarafından kitleleri kontrol etmek için demokrasi çağında nasıl kullanıldığını anlatacağız. Geçen bölümde, Freud'un düşüncelerinin 1950'lerde Amerika'da nasıl yayıldığını anlattık. Bu düşünceler, Freud'un kızı Anna ve halkla ilişkileri icat eden yeğeni Edward Bernays tarafından pazarlanmıştı. Bernays, Freud'un teorilerini reklam ve pazarlamanın kalbine taşıdı. Her ikisine göre de, bütün insanların içinde gizli bir irrasyonel kişilik vardı. Bu kişilik, hem bireyin iyiliği için, hem de toplumun dengesi için kontrol altında tutulmalıydı. Ancak Freud'lar iktidardan devrilmek üzereydiler. Rakipleri, onların insan doğası hakkında yanıldığını söylüyorlardı. İçteki benlik bastırılıp kontrol edilmek yerine, kendini ifade edebilmesi için teşvik edilmeliydi. Böylece yeni bir güçlü insan türü ortaya çıkacak, daha iyi toplum oluşacaktı. Fakat aslında bu devrimden çıkan şey tam tersiydi. İzole olmuş, savunmasız, ve en önemlisi açgözlü bir benlik. Şirketler ve siyaset tarafından manipüle edilmeye daha öncekilerden çok çok daha yatkın bir kişilik. İktidardakiler artık benliği kontrol etmek için onu bastırmaya değil, sonsuz arzularını beslemeye başlamıştı.






IV Eight People Sipping Wine in Kettering / Kettering'de Şarap Yudumlayan Sekiz Kişi:

Bu, günümüz toplumuna hükmeden bir düşüncenin yükseliş hikayesi. Tüm istek ve arzularımızı tatmin etmenin önceliğimiz olduğu söylenir. Bugün, her istediğinize nasıl sahip olacağınızı anlatacağız. Geçen bölümlerde benliğin yükselişinin iş hayatıyla beraber nasıl teşvik edilip geliştiğini gördük. Sigmund Freud'un fikirlerini kullanarak, bireyin içsel arzularını okuma teknikleri geliştirip onları ürünlerle beslediler. Final bölümümüz bu düşüncenin nasıl politikayı ele geçirdiğiyle ilgili. Hem İngiltere hem de Amerikadaki sol görüşlü politikacıların bu teknikleri gücü kazanmak için nasıl kullandıklarıyla ilgili. Daha iyi ve yeni bir demokrasi formu yarattıklarına inandılar. Öyle ki bireyin iç hislerine tamamen yanıt veren bir form. Ama politikacıların gözden kaçırdığı şey bu tekniklerin çıkarılmasına neden olan düşüncenin aslı insanları özgürleştirmeyi amaçlamıyor, günümüz kitlesel demokrasisiyle onları kontrol edecek yeni bir yol amaçlıyordu.




16 MART BEYAZIT KATLİAMI izle






12 Eylül darbesinin ilk ayağı sayılan 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı'nın perdesini aralayan bu belgesel, olayın tanık ve şüphelileriyle yüzleşiyor. Olayın geçtiği Beyazıt Üniversitesi'nde okuyan 150 devrimci öğrenci üzerine planlanan bu katliamın, başlangıcı ABD'nin T.N.T. patlayıcılarını Türkiye'ye hibe etmesiydi. Devlet bu patlayıcıları dönemin Ülkü Ocakları İl Başkanı Abdullah Çatlı'ya vermiş, Çatlı da polislerle birlikte yine örgüt içinden birkaç kişiye bu patlayıcıları teslim etmişti. Olayın gerçekleşeceğine dair ciddi istihbaratlar alınsa da bunlar görmezden gelinmiş, her gün 150 solcu öğrenciyi koruyan 30-40 polisin sayısı 9'a düşmüş, saldırganların peşine düşen polisler, üstlerince durdurulmuş ve atılan bomba sonrası öğrenciler üzerine ateş açılmıştı.

Onca insanın ölümüyle ve ağır yaralanmasıyla sonuçlanan bu katliamı gerçekleştirenler arasında, bombayı atan gencin her şeyi itiraf edeceğini söylediğinde yine kendi örgütü tarafından öldürülecek, T.N.T. patlayıcıları temin eden Abdullah Çatlı ise Susurluk'ta susturulacaktı. Deliller ve sır sahipleri yıllar içinde böyle silinirken kimi sorumluları da bürokrasi içinde yükselecekti. Katliamı yargılamak isteyenler ise ya susturulacak ve bu katliam da diğer katliamlar gibi unutturulmaya çalışılacaktı. Bir ülkenin dönüm noktalarından biri sayılacak 16 Mart Katliamı, hiç olmazsa toplumun vicdanında sorgulanması ve affedilmemesi için izleyip düşünülmesi gereken bu belgesel, Can Dündar'ın sunumuyla izleyici karşısına çıkmıştı.




IF A TREE FALLS izle / torrent

A Story of the Earth Liberation Front






Dünyanın en bilindik ve ses getirmiş çevre örgütlerinden olan E.LF.'in ve örgütün üyelerinden olan Daniel McGowan ve diğer arkadaşlarının merkezinde dönen hikayesine tanık oluyoruz. 1996'da kurulan E.L.F. insanoğlunun yeryüzüne karşı sürdürdüğü vahşete karşı bir vicdan sesiydi. Yaptıkları sivil itaatsizlik eylemlerine karşılık polisin ve devletin uyguladığı şiddet sonrası tepkilerinin dozunu artırırlar. Orman ve hayvan katliamlarına karşın artık radikal ve ses getirir eylem arayışlarında olan E.L.F. gittikçe büyüyor ama bir o kadar da oklarını üzerine çekiyordu.

Mezbağalara ve kereste şantiyelerine saldırmaya başlayan örgüt üyeleri; polis tarafından aranmakla kalmamış, artık medya ve devlet tarafından da eko-terörist olarak suçlanmışlardı. Ortalığın git gide kızışması aktivistler arasında da fikir ayrılığına neden olmuştu. Daha sonraları düşüncelerini ve vicdanlarını sorgulamaya başlar ve uzun bir dinlenmeye geçerler. Ancak polis açıklarını bulmuş ve saldırmaya başlamıştır.

Yaşama, dünyaya ve doğaya karşı vicdan ile onun için gerçekleşen şiddet olaylarına ve bunun tüm insanlar arasında yarattığı duruma keskin bir bakış getiren belgesel sadece bir çevre örgütünün hikayesinden ibaret değil. Aynı zamanda kendi vicdanımızla da bütüncül ve tutarlı bir şekilde yüzleşmemize olanak veriyor.







FOOD MATTERS izle / torrent






Sağlık ve ilaç sektörünün insanoğlunun ve yaşamın faydasına değil, büyük şirketlerin rant ve kazançlarına göre çalışan, basit ve çıkarcı birer kuruluşlara dönüştüğünü anlatan, bunları bilimsel ve kayıtlı verilerle izleyicinin bilgisine sunan belgesel; artık tüm insanların yaşamlarının sağlık adına sömürüldüğüne karşın radikal kararlar almasını bekliyor. Belgeselde de geçtiği gibi "sağlık para etmiyor!" ve bu yüzden şirketler tarafından aldatılan hastalar yine onlar tarafından sağlıkları pazara çıkarılıyor. İlaçlar ve yanlış tedavilerle her yıl, yüz binlerce insanın ölümüne neden olan ilaç şirketleri, kendi ürünlerini teftiş eden kurumların finansmanlığı yaptığı gibi adalet sistemindeki ürünleri üzerine karar veren kişilerle de yakın ilişkilerinin olduğu belirtiliyor. Bu da bencil bir kişinin kendi yaptıklarına ilişkin tutumumuzu, yine o kişinin kendi vicdanının kararına bırakmamız kadar tutarsız gözüküyor.

Hipokrat'ın ''Bırak yiyeceğin ilacın olsun ve ilacın yiyeceğin olsun'' sözüyle sunuma başlayan bilim insanları hayatımız üzerine çarpıcı ve sağlık sektörünün piyasacılık anlayışına eleştirel yaklaşımlarını dile getiriyor. "Her hastalık için bir ilaç" anlayışına sahip tıp, endüstrileşen bir yapı içinde artık insanların iyileşmesi için değil, hastalıklarının sürekli kalması ve bunun üzerinden kar sağlamak üzerine varlığını sürdürüyor. Ki bu da en başta şirketlerin yani tüm sistemin işine geliyor. Belgeseldeki bilim insanları ise mevcut tıp endüstrisinin tedavi politikaları haricinde çok daha somut, basit, doğal, radikal ve etkili yöntemleri savunuyorlar. Doğal beslenmenin yanı sıra kanser, tümör ve kalp hastalıkları gibi ciddi hastalıklara karşın kar gütmeyen çözümler üzerinde ısrar ediyor.







UNUTTURULANLAR: MARAŞ KATLİAMI izle






"Bu belgeselin amacı, geçmişte yaşanmış bir olayın acısı üzerinden yeni toplumsal gerilimler yaratmak değildir. 1978 Maraş Katliamı, aynı topraklar üzerinde yüzlerce yıl barış içinde yaşamış insanların, kışkırtma ile komşusunu bile katlettiğinin en acı örneklerinden biridir. Büyük çaplı bir komplo ürünü olan 1978 Maraş Katliamı'ndan gerekli dersler çıkarılabilseydi, 1993 Sivas Katliamı yaşanmayabilirdi. 

Barış ve Kardeşilik dolu bir gelecek, geçmişin unutturulması ile değil, onun doğru bilinmesi ile kurulabilir. Başka Maraşlar, başka Sivaslar olmasın umuduyla..." 

Böyle söze başlayan bu tarihi belgesel, olayın tanıklarının ve araştırmacılarının hatta itirafçılarının da anlatımlarıyla 19-26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelmiş ve 12 Eylül 1980 darbesinin tetikleyici olaylarından biri olarak kabul edilmiş bir katliamın iç yüzünü ortaya sermeye çalışıyor.





THE END OF GOD? izle

A Horizon Guide To Science And Religion / Tanrının Sonu Mu? Bilim ve Dine dair Ufuk Açan Bir Kılavuz:






"1860 yılı. Darwin'in "Türlerin Kökeni" kitabını yayınlamasının üzerinden 1 yıldan az bir süre geçmişti ki, Viktoria toplumu evrim teorisinden rahatsızlık duymaya başlamıştı. Oxford'taki Doğa Tarihi Müzesi bine yakın izleyiciyle dolmuştu. Evrimin savunmasını yapmak, "Darwin'in bulldogu" olarak anılan, Thomas Huxley adında genç bir biyoloğa düşmüştü. Bilim dünyasında, dinin yerinin olmadığını düşünen yeni jenerasyondandı.

Ben bilim tarihçisiyim, burada sürdürülen bu tartışma benim için çok heyecan verici. Bilim ve din arasındaki çatışmanın kaçınılmaz olduğu ve sonsuza dek sürecek amansız bir galibiyet mücadelesi içinde oldukları genel düşüncesinin temelini oluşturdu. Bugün,150 yıl sonra görünen o ki; savaşın galibi bilim oldu. 50 yıllık bilim programlarına doğru geçmişe baktığımda sormak istiyorum: Bu modern bilim çağında tanrıya bir yer kaldı mı?"

BBC yapımı bu belgesel bu soruya cevap ararken, Richard Dawkins, Stephen Hawking ve Brian Cox gibi birçok bilim insanını da konuk ediyor.





WAITING FOR SUPERMAN izle

Süpermeni Beklerken:






"Hayatımın en üzücü günlerinden biri, annemin bana Süpermen'in gerçekte var olmadığını söylediği gündü. Çizgi roman okuruydum ve onları çok severdim. Çünkü varoşların en derinlerinde bile "O gelecek, ne zaman bilmiyorum ama hep gelir ve iyi insanları kurtarır" diye düşünürdünüz. Dört veya beşinci sınıftaydım bir gün çizgi roman okurken anneme "Anne, Süpermen yukarıda mıdır?" diye sormuştum ve annem de "Süpermen gerçek değil." demişti. "Ne demek gerçek değil?" dedim. "Hayır, öyle biri yok," demişti. Sonra, Noel Baba gibi gerçek dışı olduğu için ağladığımı sanmıştı. Oysa, bizi kurtaracak kadar güçlü hiç kimse gelmeyeceği için ağlıyordum."

Okullardaki eğitim sistemleri, idealizm ve metafizik sistemlerinin doğurduğu esasicilik ve daimicik modellerinin getirdiği; öğrenci merkezli bir anlayış yerine öğretmen merkezli eğitimlerin ve koşullanmaların hayata uyum sağlamakta bıraktığı bozukluklar ve öğrenme adına yetersizliklerin eleştirildiği bu yapımda, basit değişikliklerle büyük adımların atılacağı ve başarıların sağlanacağı istatiksel ve somut olarak gösteriliyor. Aynı zamanda böylesi oluşumların eğitim alanında ve sosyal yaşam ve standartlarında ne denli önemli değişiklikleri getirebileceği de izleyicinin bilgisine sunuluyor.




















GLOBAL WARMING: MEAT THE TRUTH izle

Küresel Isınma - Et Gerçeği:






Fast food ve et üretiminin; tüm arabaların, uçakların, gemilerin, trenlerin vb ulaşım araçlarından daha fazla küresel ısınmaya etki ettiğini açıklayan bu belgesel, hayvanların gıda endüstrisinde sömürülmesi, işkence görmesi gibi etmenlerin yanı sıra küresel ısınmaya karşı önemli bir çözüm yolu olarak, et tüketimini durdurmamızı, hiç yoktan daha az bir düzeye indirmemiz gerektiğini savunuyor. Belgesel, Hollanda Hayvan Partisi'nin parlamento üyesi olan Marienne Thieme'ın sunumuyla alışılmadık ve akıcı seyriyle daha birçok konuda, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı sorgulamamızı sağlıyor.

Yaklaşan bir kriz ile karşı karşıyayız. Endüstriyel medeniyet onarılması mümkün olmayan bir tahribata yol açtı. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde, 150 milyon çevresel mülteci olabilir. 2100 yılına gelindiğinde 1 ile 3 milyar insanın şiddetle temiz suya ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor. Küresel ısınmanın geldiği son noktanın vahameti herkesçe kabul ediliyor ancak en vahim unsuru göz ardı ediliyor.

Et endüstrisi ve  hayvancılığın sera gazı emisyonları üzerindeki etkisi! Küresel sera gazı emisyonlarının %18'ine hayvancılık neden olurken, arabalar, uçaklar, trenler vesaire tüm ulaşım araçlarının sera gazı emisyonlarındaki etkisi ise sadece %13. Bir düşünün: dünyadaki tüm arabalar, traktörler, kamyonlar, gemiler ve uçakları birbirine eklediğinizde hayvan çiftliklerinden daha az sera gazı yayıyorlar! Bu ve benzeri birçok istatistiksel belgelerle, bilimsel ve akademik olarak ilgili kişilerin danışmanlığında hazırlanan bu belgesel vicdanımıza sesleniyor. Hayvanların canlarına mal olan "et tüketimi"miz nelere neden oluyor?





PARADISE OR OBLIVION izle

Kurtuluş ya da Yokoluş:







"Tüm bu para bazlı ve madde odaklı toplum yapısı yanlış bir toplum yapısıdır. Toplumumuz, insanlık tarihindeki en düşük gelişmişliği göstermiş olmasıyla tarihe geçecektir. Zekamız, pratiğimiz, teknolojimiz ve tamamen yeni bir medeniyet inşa edebilecek imkanımız var.

Bu sunum; insan, teknoloji ve doğanın bir arada var olabileceği barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya uygarlığı yaratabilecek sosyal değişime yönelik, gercekleştirilebilir bir plandır. İnsan haklarının sadece kağıt üzerindeki bildirimlerden ibaret değil yaşam biçimi olacağı bir alternatif için ortaya konulan çabanın hatlarını çizmektedir. Bu planın adı: Venüs Projesi. Savaşın, yoksulluğun, açlığın, borcun ve gereksiz acıların sadece kaçınılabilir değil, kabul edilemez olduğu bir uygarlığın basitçe yeniden tasarımı için çağrıda bulunmaktadır.

Kendi yarattığımız ciddi bir çatışmanın içerisinde olduğumuzdan şu an çok az alternatifimiz kalmış durumda. Dünden kalma cevaplar artık geçerli değil. Çevreye halihazırda verilen zarar göz önünde bulundurulursa seyrini doğanın belirleyeceği dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla yaklaşıyoruz. Ya modası geçmiş sosyal gelenekler ve düşünce alışkanlıklarıyla devam edip geleceğimizi tehdit altına sokacağız ya da daha fazla fırsat ve özgürlük sunan sürdürülebilir bir toplum için gerekli olan daha uygun değerler edineceğiz."





16 TON izle






İnsanoğlunun tarihini, toplumun doğumundan bu yana özetlemeye ve anlamaya çalışan bu yapım, toplumsal hareketleri, -sosyal olamayan- sosyal politikaları ve insanoğlunun geçirdiği evreleri, kapitalizmin gelişim süreçlerini, liberalizmin son noktalarına erişmesini ve sonunda son hali "şirketokrasi"ye kadar süregelmesini kendine özgü, mizahi üslubuyla izleyicinin bilgisine sunuyor. "16 Ton: Vicdan ve Serbest Piyasaya Dair Bir Film" adlı Ümit Kıvanç yapımı bu belgesel son derece çarpıcı argümanlar barındıran dökümantel bir nitelik taşıyor. Ve sunumuna şöyle başlıyor.

"İnsanlık iphone ve obezite çağına kolay ulaşmadı. Enerji içecekleri ve fitnes salonlarına sahip olabilmek için çok meşakkat çekti. Kimilerine göre kendinden daha barışçıl olan Neandertal insanını kafa göz yararak tarih sahnesinden silen Homo sapiens sapiens'ti. Ya da ortada kabahat yoktu. Doğa hükmünü yürütmüştü. Kimilerine göre ise tanrı sorumluydu. Daha sonra cezalandırabilmek için kafi miktarda insanın içine kötülük koymuştu. Tanrıyı dünya işlerine karıştırmaktan yana olmayanlar bilimi icat etti. Böylelikle ileride mutfak robotu ve nükleer bomba yapabileceklerdi."

Merle Travis'in 1946'da bestelediği ve birçok sanatçının daha sonradan yorumladığı "16 Tons" şarkısının hikayesini belgesele merkez alan Kıvanç, 9 bölümde özetliyor her şeyi:

1 Fitnes Yolunda (Aklın icadı, Keşifler Çağı, Buhar Çağı)
2 Bronz Çağı (Kahraman şerif neyle meşguldür?)
3 Ateşin Bulunuşu (Tarih kitabında bulunmayan hadiseler)
4 Halkla İlişkiler Çağı (Özgür bireyler nerede çalışır?)
5 Yüzde Çağı (Ruhum rehin, ben ölemem!)
6 Elmas Çağı ( Birden kömürü bulmasın mı?)
7 Yazının İcadı (Avcılık-Toplayıcılık Çağı'nın nimetleri)
8 Radyo Çağı (Kim yürürse, öldürürler, bilirsin)
9 Özgürlük Çağı (Serbest piyasada herkes serbesttir)