Sanat ve Yazın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat ve Yazın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Jim Morrison





''Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum. Neler olacağını merak ettim. Hepsi bu: Sadece merak.''

O buydu... Dünyanın daha yaşanılır bir hale gelmesini istiyordu. Müzikle bunu başaracağını hissediyordu. İnsanları çırılçıplak peşinden koşturup dans ettirirken, müzikle ve otla uçarken, sevginin ve seksin doruklarında yolculuk yaparken ona her şey çok yakın geliyordu. O kimilerine göre ''seksin tanrısı'', kendisine göre ise ''Kertenkele Kralı''ydı.

Hiçbir şeyi umursamadan değişimin yolunu gözlerken insanlara o ''tuhaf'' gelmişti. People Are Strange şarkısı da bunu yeterince anlatmıyor mu zaten?

Sevgilisi Pamela'ya adanmış şiirlerinden ve gelişi güzel sözlerinden oluşan ''Tanrılar / Yeni Yaratıklar'' adlı kitabından birkaç şiirle Morrison'a selam göndermek güzel olurdu. Çünkü o, algıların kapılarını aralamayı denerken şiir hep baş ucunda olmuştu.





III
Fotoğraf makinesi katili
kibar haydut
pusudan fırlayan

Öldür beni!
Öldür seni yaratan çocuğu.
Öldür baştan çıkarıcı
şehvet senatörü
bu topraklara getiren seni.



Öldür nefreti
hastalığı
savaşı
hüznü

Öldür kötülüğü.
Öldür çılgınlığı.

Öldür fotoğrafı, anneyi, cinayeti, ağacı
öldür beni.
Öldür kendini
öldür küçük kör cini.



V
Yat yere
Yabancı tanrılar geliyor hızlı düşman tavırlarıyla.
Elbiseleri uyumlu birleşimi
                          kumaş ve saçın.
Yol boyunca silahları ve süsleri
                          gizliyor kandan daha soylu damarlarını
                          merhaba diyen.
Yumuşak kertenkele gözleri bağlantı kuruyor.
Bağırıyor yorgun yumuşak böcekleri
                          dikeltmek için yeni korkuyu
                          korkuların hükmettiği bu yerde.
Seksin tenlerindeki hışırtısı.
Bütün sesi alıp götürüyor rüzgar.
İşkenceli toprağa damgala tanıklığını.



VI
Yaralar, abazanlar ve oklar,
Birden ileri atılıyor parıldayan kınlı bacaklar
                          gönlü ferah kadınların yanında.
Göl insanlarının ürkütücü itaati.
Büyüleyici mağaralar yağmalamak için.
Dağınık, serinkanlı çapulcu baleleri.
Erkekler kovalıyor.
Kızlar çığlık çığlığa düşüyor.
Hava dumanla kalınlaşmış.
Çatırdayan ölü teller dans ediyor
                          deniz kanı birikintilerinde.



VII
Kertenkele kadın
böcek gözlerin
vahşi şaşkınlığınla.
Sessizliğin cana yakın kızı.
Zehir.
İnleyen bilgeliğin bir süzülüşüyle uzaklaş git.
Pırıltısız kör gözler
                          yeni tarihler yükselir duvarların ardında
ve uyanırsın homurdanıp sızlayarak
                          düşlerin gizemli şafağı.
Uyuklayarak yatar köpekler.
Kurt ulur.
Bir yaratık yaşar savaşın dışında.
Bir orman.
Irmağın sesini boğan yarım kalmış sözlerin
hışırtısı.



Korkun tanrılardan aramızda gizlenen.
Tanrılar içimizde.
Uyuşukluk ve korkaklıktan doğmuş.

Konuştu benimle. Tüylerimi ürpetti
kahkahasıyla. Tuttu
elimden ve sessizliğe götürdü beni
soğuk fısıltılı
Çanlar içindeki.



Çakal, koklarız havayı kervan artıklarının ardından
Kanlı ekinler biçeriz savaş alanlarında.
Herhangi bir cesetin eti yoksun bırakmaz boş
                          midelerimizi.
Güzel kokulu rüzgarlara sürükler bizi açlık.
Yabancı, gezgin,
bak gözlerimizin içine ve tercüme et bize
korkunç havlamalarını eski köpeklerin.

Deve kervanları
tanıklık silahları taşır Sezar'a.
Göçebe aşiretler sürünür ve sızarlar
duvardan içeri. Sokaklar
taşlarla dolup taşar. Yaşam
devam eder bu emici savaşta. Vahşet
yıkar cinsiyetsizlik tapınağını.



Beklenmedik mucize
bulacak seni.

Helikopter ateşe verdi etrafı
çekilen tetik ve şüphesiz
patlayıcı madde,
açlıkla lekelenmiş
cüzzamlı toprakların
zaman bombalarını salıverdi
kanuna dayanarak.

Lütfen
yaralı başlarınızı gösterin bize
ve ateşle sakinleşen
milli gülümseyen gözlerinizi
çiçekli ipek bir gömlek
gözleri kısarak,
canlı ve ince, şehirlerarası
telefon yalanlarını
gelin, sakinleştirin bir insanı
yaşam deneyinde.



I
Bunlar dostlarımız mı
birbirleriyle yarışan ve ürperten
durgun parlamento dereleri içinde.

Oğlum ölmeyecek savaşta
geri dönecek, diyor
yaşlı köylü sesi Şarklı
balıkçının.

Geçen sefer bunun
tek yol olduğunu söylemiştin
sevecen genç kızın sesi.

Koşarak ve konuşarak
zehirlediler yemyeşil
ormanları.

Josephine Wall

Posted by Unknown 1.10.11 , under , | 1 comment





Josephine Wall çoğunlukla sembolizmi kullanarak sevgiyi yaymaya çalışıyor resimlerine. Ve açıkça görünüyor ki bunu da başarıyor. Benzersiz anlatımı ve betimlemesi birçok nesneyi ve olayı olduğunca özgün sembollere sığdırabiliyor. Özellikle de ''tanrıçalar'' adlı kategorisindeki resimlerdeki motifler, anlatımlar ve verdiği sevgi anlayışı çok daha farklı ve özenli olduğunu hissettiriyor. Tabi gözlememize ve duyularımıza sunduğu bu ''tanrıça'' betimlemeleri, alışık olduğumuz ilah yargılarından ve algılanışından çok daha ötede ve farklı. onlar belki de sevginin tanrıçaları ya da sevginin öylesi ulu bir mertebede görülmesi, belki de çok daha farklı şeyler... Psychedelic-sürrealist diyebileceğimiz bu resim anlayışında Josephine çoktan kendine bir yer edinmiş durumda. Josephine Wall'ın de  onca resmi olduğundan tüm eserlerini buraya koymak çok zor ama aralarından olabildiğince bir derleme yapılmay çalışıldı.
























Maurits Cornelis Escher

Posted by Unknown 28.8.11 , under , | No comments

Resim sanatında sürrealist akımında önde gelen isimlerden biri olan Eascher, 1954'e kadar Hollanda'da geçirdiği dönemde simetri eserlerinin yanı sıra, güçlü 3 boyutlu eserler de yapmıştır. Bu dönemdeki eserlerin bir kısmında 2 boyutlu ve 3 boyutlu öğelerin bir arada kusursuz bir biçimde bağlantılı olarak bulunduğu görülür. Aynı zamanda, sonsuzluk mefhumu üzerine ilk eserlerini de bu dönemde gerçekleştirmiştir.























Allen Ginsberg

 Beat Generation (Yeraltı Edebiyatı)'ın üçlüsü (Jack Kerouac, Allen Ginsberg, William S. Burroughs)'nden biri, ünlü şairlerinden biriydi. Ülkemize geldiğinde, Can Yücel ile oturup sohbet etmiş ve birbirlerine şiir yazmışlardır. Can Yücel'in eşi şöyle diyor:



“Sezer Duru bize telefon açtı. Allen Ginsberg ‘le Kumkapı ‘ya gidilecekti. Ginsberg Türk Şairleriyle tanışmak istiyordu. Can ‘la birlikte gittik, Melih Cevdet Anday ‘da vardı. Masada bir de Amerikalı parababası. Andy Warhol ‘un arkadaşıymış. Son tutkusu şiir. Bu nedenle hep Ginsberg ‘in yanında, dünya şairlerini tanıma turuna çıkmış, ‘Türkiye ‘de şiiri hissettim’ dedi Ginsberg. Büyülenmişti. Bu arada içkiler içildi, sohbet koyulaştı. Can ‘la Ginsberg kırk yıllık dost gibiydi. Ginsberg, doğaçlama şiire bayıldığını söyledi ve Can için hemen bir şiir karaladı, yanına bir de desen yaptı. Can altta kalır mı, o da bir şiir yazdı. Sonra öğrendik ki, Ginsberg bu şiiri ve deseni, bu geziyi anlattığı kitabına almış.”


Allen Ginsberg'ün Yücel'e yazdığı şiirin ismi ''Can Yücel''dir.

Bu bloğun ismi olan ulumalar adı da, Allen Ginsberg'ün ''Uluma'' adlı şiir kitabından esinlenilmiştir.




Can Yücel

Aynalar insan değil.
Aynalar insan...
Hem de ikisi,
Hem insan, hem ayna...
İster Manhattan'ın doğu yakasında,
İster boğaz şehrinin Kumkapı'sında...
Herkes yalanları söyler,
Doğruları söyleyerek.
Ama herkes...
Yeni Rakı masasındaki sarhoş ağızlar bile.





Akademiler İçin

Kendini bilmez bir yığın cahil cühela
korkak ve cansıkıcı herif kalkıp şiire saldırıyorlar.
Şiirin nasıl yaratıldığını bilmeden.
Bu düdüklerin yoluna bir şiir çıksa
onu tanımadan geçip giderler.
Geçip gitseler gene iyi, güpegündüz ırzına geçerler
onun





Politikacılar İçin

Benim Şiirim çılgınlıktır, meleksel çılgınlık!
Tamam mı?
Benim şiirimin, kimin kime ateş etmesi gerektiği
konusundaki materyalist önerilerle
hiç bir ilgisi yoktur.
Birey, düşgücünün gizleri...
bir başka deyişle, koşullara sığmayan can,
böylesi bilinçlikler için satılığa çıkarılmamıştır.
Evren yepyeni bir çiçektir.
Ve Amerika keşfedilecektir.





Şarkı

Dünyanın ağırlığı
aşktır.
Yalnızlığın yükü
altında,
Hoşnutsuzluğun yükü
altında,
o ağırlık
taşıdımız o ağırlık
aşktır.

Kim öyle değil diyebilir?
Düşlerde
o ağrılık sürtünür
bedene,
düşüncelerde
bir mucize
yaratır,
hayalinde
kıvranır
insan olup
doğuncaya dek-
saydamlıkla yanıp tutuşan
yüreğinden bakınır-
çünkü yaşamın yükü
aşktır,

ama biz taşırız onu
yorgun argın,
dinlenmek zorundayız
artık
aşkın kucağında,
dinlenmeliyiz
kolları arasında aşkın.

Dinlenmek olmaz
aşk olmadan;
uyku yoktur
görülmezse
aşk rüyaları-
çıldırsan da, üşüsen de
kafandan çıkmasa da
meleklerle makineler,
son dilek
aşktır
-acı olamaz o,
inkar edemez
kendini tutamaz
inkar edilirse:

Öyle ağırdır ki yükü.
-vermek zorundadır
çünkü düşünceler gibi
geri çevrilemez de
verilir
yalnızlıkta
ölçüsüzlüğünün
mükemmelliğinde.

Sımsıcak gövdeler
birlikte ışıldılar
karanlığın içinde,
el uzanır
bedenin
tam ortasına,
ten ürperir

mutlulukla
ve can sevinçle belirir
göze-

evet, evet
işte buydu
beni istediğim,
hep isterdim bunu,
hep istedim bunu,
dönmek istedim
içinde doğduğum
bedene.





Mandala

Tanrılar kendi gövdeleri üstünde hora tepiyorlar
Yeni çiçekler açıyor Ölüm'ü unutarak
Göksel gözler kuruntunun yürekvuruğu ötesinde
Şen şakrak Yaratıcı'yı görüyorum
Bandolar dünyalara marşlar çalmak için kalkıyor
Bayraklar ve flamalar aşkınlık içinde dalgalanıyor
Sonsuzluk içinde en sonunda çok gözlü bir görünüm kalkıyor
Yapıttır bu! Bilgidir bu! İnsanoğlunun sonudur bu!





Kaliforniya'da Bir Süpermarket

Seninle ilgili neler geçiyor aklımdan, Walt Whitman,
başağrısıyla yürürken kenar mahallerde ağaçların altından,
ürkekçe seyrederek dolunayı.
Açgözlü bitkinliğimle satın alacak imgeler aranırken neon
meyve süpermarketine uğradım, senin siparişlerini düşleyerek!
Şu şeftalilere bir bak ya da şu alacakaranlıklar! Aileler tam
takım alışverişte: Koridorlar, kocalarla dolup taşıyor! Avakadoların
içinde kadınlar, domateslerin içinde bebekleri! ya sen, Garcia Lorca,
senin ne işin vardı karpuzların orada!

Gördüm seni, Walt Whitman, çocuksuz, yalnız, koca obur, dolaptaki
etlerin arasında dolanırken ve dikizlerken tezgahtar çocukları.
İşittim seni birşeyler sorarken: Kim katletti bu domuz pirzolalarını?
Muzlar kaça? Sen, Meleğim misin benim?
İzleyerek seni dolandım parlak konserve
yığınları arasında
ve dükkan dedektifi takip etti hayalimde.
Beraberce adımladık koridorları bu ıssız düşümüzde,
enginarları tadarak, dondurulmuş lezzetlerin her birinden aşırıp
kasaya hiç uğramadan.

Nereye gidiyoruz, Walt Whitman? Bir saate kalmadan kapanacak
kapılar. Sakalın hangi yönünü gösteriyor gece?
(Dokunuyorum kitabına ve süpermarket serüvenimizi düşlüyorum,
bir garip hissediyorum kendimi.)
Issız sokaklarda mı yürüyeceğiz bütün gece? Gölgeler gölgeler
ekliyor ağaçlar, tek ışık yok evlerde, bir başımıza kalacağız ikimiz de.
Mavi arabalar geçerken yanımızdan sesiz klübelerimize doğru yol
alacak mıyız dersin, yitik sevgi Amerikasını düşleyerek?
Ah, sevgili atam benim, kır sakallı, aylnız ve yaşlı cesaret hocası,
nasıl bir yerdi senin Amerikan, küreklere asılıp terk ettiğinde
buraları Charon ve sen dumanlar içindeki sahile çıkıp izlediğinde
geminin kayboluşunu karanlık sularında Lethe'nin?





Amerika

Amerika her şeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim
17 Ocak 1956 ve iki dolar yirmi-yedi sent.
Kendi kafam bile destek değil bana.
İnsanlarla savaşı ne zaman sona erdireceğiz Amerika?
Al şu atom bombanı kıçına sok.
Kafam bozuk, Amerika, bir de sen üstüme varma,
Kafam yerine gelene dek şiir miir de yazmayacağım.
Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?
Ne zaman anadan doğma olacaksın
Ne zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?
Ne zaman milyonlarca troçkistine yakışır olacaksın?
Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?
Amerika, Hindistan'a yumurtaları ne zaman yollayacaksın?
Amerika bu senin kılı kırk yarmalarından bıktım artık.
Ne zaman süpermarket'e gidip, şu güzel gözlerim için
gerekenleri alabileceğim?
Amerika, her şeyin bir yana, eksiksiz olan bir sen varsın
bir de ben, öbür dünya değil.
Şu makinalarına da dayanasım kalmadı Amerika, bil.
Bende bir ermiş olma isteği uyandırdın.
Bu tartışmayı çözmek için bir başka yol olmalı.
Burroughs şimdi Tanca'da, sanmıyorum ki geri dönsün
Korkunç bir şey olurdu bu.
Sen de korkunç musun Amerika yoksa bir oyun mu bu?
Saplantımdan döneceğimi sanıyorsan aldanıyorsun.
Öyle üstüme varma Amerika, ne yaptığımı biliyorum ben.
Amerika, erikler çiçek döküyor.
Aylardır gazete okuduğum yok, her gün
cinayetten birisi Kodesi boyluyor.
Amerika, Wobblie'lere tutkunum ben.
Küçükken komünisttim Amerika, özür mözür de dilemiyorum
şimdi her fırsatta esrar çekiyorum.
Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum.
Chinatown'a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye,
ama hiç kimselerle yatamıyorum.
Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum.
Ah! Sen beni Marx okurken görmeliydin Amerika.
Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor.
Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı' ya yakarma dahil.
Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız.
Amerika, daha sana Max Amcam Rusya'dan döndükten sonra
ona yaptıklarından söz açmadım.
Sana sesleniyorum Amerika.
Heyecanlarının daha Time eliyle yönetilmesine göz yumacak mısın?
Ben Time'a tutkunum Amerika
Her hafta bir tane alıp okuyorum
Köşebaşındaki şekercinin yanından geçerken kapağı beni gözlüyor
Onu Berkeley Halk Kitaplığı'nın bodrum katında okuyorum.
Sana hep sorumluluktan söz ediyor. İş adamları ciddi.
Film yapımcıları ciddi. Herkes ciddi, ben hariç.
Zaman zaman Amerika ben değil miyim diye düşündüğüm oluyor.
Yeniden kendi kendimle konuşmaya başladım işte.
Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.
Bir metelik talihim yok.
En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.
Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,
binlerce cinsiyet organı, saatde 1400 mil hızla giden
bir özel basılmaz edebiyat ve yirmibeşbin tımarhane.
Cezaevlerinden ve beşbin güneş ışığı altında saksılarda
Yaşayan fakir fukaradan sözetmiyorum.
Fransa'daki kerhaneleri kaldırdım, şimdi sıra Tanca'da.
Katolik olmasına katoliğim ama gene de Başkan olmak istiyorum.
Amerika senin bu alık ve çılgın havanda nasıl kutsal bir yakarma yazabilirim?
Dörtlüklerime Henry Ford gibi devam edeceğim,
yazdıklarım onun çıkardığı otomobiller kadar
kişisel, üstelik her biri değişik cinsiyetten.
Amerika dörtlüklerimi peşin para 2500 dolardan satarım sana,
eski dörtlüklerimi de 500 eksiğine alırım.
Amerika Tom Mooney'i serbest bırak.
Amerika İspanyol cumhuriyetçilerini kurtar.
America Sacco ve Vanzetti ölmemeli. Amerika ben Scottsboro çocuklarıyım.
Amerika, yedi yaşımdayken anam hücre toplantılarında götürürdü beni,
orda bize leblebi satarlardı, bir karneye bir avuç leblebi
beş sent ve söylev beleşti
herkes bir melekti orda Amerika ve işçiler karşı iyi
duygularla doluydu herkes içtendi Amerika ve bilemezsin
parti 1833'de nasıl iyiydi ve Scott Nearing ne hoş
bir ihtiyardı Bloor Ana bir seferinde nasıl da ağlatmıştı
beni bir kez İsrael Amter'i görmüştüm orda.
Her biri birer casus olmalıydı onların.
Amerika biliyorum gerçekten savaşmak istemiyorsun.
Amerika onlar rus haydutları biliyorum.
Ruslar onlar Ruslar ve Çinliler. Ve Ruslar. Ve Ruslar.
Rusya bizi canlı canlı gövdeye indirmek istiyor.
Lüpletmek istiyor. Gücünde çılgına dönmüş Moskof.
Elimizden arabalarımızı ve garajlarımızı almak istiyor.
Chicago'yu ele geçirmek istiyor. Onun kızıl Reader Digest'a İhtiyacı var.
Bizim otomobil fabrikalarımızı Sibirya'ya taşımak istiyor.
Benzin istasyonlarımızı o büyük iğrenç bürokrasi yönetsin istiyor.
İyi bir şey değil bu.
O kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.
Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.
Bizi günde on-altı saat çalıştırmak istiyor.
İmdat.
Amerika bu iş ciddi.
Amerika ben bunları televizyona bakarak çıkarıyorum.
Amerika doğru mu bunlar ?
Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak, öyle görülüyor.
Ama orduya yazılmak istemiyorum, ne de fabrikalarda tasviye tekerleği çevirmek,

miyobun biriyim, üstelik kafadan çatlak.
Amerika dönsün çark. Nasılı masılı yok. Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.





LSD 25

Milyon kere milyon gözlü bir canavardır o.
Tüm fiilleri ve kendi kendi içinde gizlenmiştir o.
Elektrikli yazı makinalarında mırıldanır
Kendine bağlı bir elektrik gücüdür o, kendi telleri
Olduğu zaman
Geniş bir örümcek ağıdır
Ve ben örümcek ağının son milyonuncu sonsuz uzantısı
üstünde bir tasalı kişi
Yitik, ayrık, bir solucan düşünce, bir kendi kendisi
Çin'in milyonlarca iskeletinden biri
Özel yanlışlıklardan biri
Ben allen ginsberg bir ayrık bilinç
Tanrı olmak isteyen ben
Sonsuz Uyum'um en küçük titreşimini duymak isteyen ben
Titreyerek ateşteki uçucu müzik tarafından yokedilmesini bekleyen ben
Tanrı'dan tiksinen ve ona bir ad veren ben
Sonsuzluk yazı makinasından yanlışlar yapan ben
Ben, mahvolmuş ben
Ama evrenin öbür ucundan milyon gözlü adsız bir örümcek
Sonu olmayan bir ağ örüyor kendinden
Canavar olmayan canavar elmalarla, kokularla,
Demir yollarıyla, televizyonlar, kafataslarıyla yaklaşıyor
Bir evren ki kendi kendini yiyor, bir evren ki kendi kendini içiyor.
Kafatasının kanı
Göğsü kıllı tibetli yaratık ve karnının üstündeki Zodyak
Eğlenmesini bilmeyen bu adaklık kurban

Aynadaki yüzüm, ipek saçlar, gözlerimin altında çizgiler halinde
Birikmiş kan, emici, bir kokuşuk, bir kokuşkan uçarılık
Bir hırıltı, bir zırıltı, sonsuzluk içinde bir bilinti ki
Tüm Evrenlerin gözünde bir sürüngen
Varlığımdan kurtulmaya çalışarak, Göz'e girmeyi beceremeden
Kusuyorum, trans halindeyim, gövdem çırpınıyor, miğdem
Buruluyor ağzımdan sular geliyor, burda Cehennem'deyim
Örümcek ağları üstündeki çıplak yaşamsız mumyaların sayısız
Kurumuş kemikleri, Hayaletler, bir Hayaletim ben
Müzikte bağırıyorum durumumu, odaya, yakınımda kim varsa ona,
Bağırıyorum, siz, Tanrı mısınız siz?
Hayır, Tanrı olma mı istersiniz?
Cevap yok mu?
Her zaman bir Cevabın olması mı gerek? Cevap verin,
Sanki benim elimde Evet ya da Hayır demek
Tanrıya şükürler tanrı değilim! Tanrı'ya şükürler Tanrı değilim!
Ama girebilmek için Birlik'in Evet'ini özlüyorum
Dalabilmek için evrenin her köşesine, hangi koşullar altında olursa olsun
Bir Evet, var... bir Evet varım, yaşıyorum... bir evet siz
Varsınız yaşıyorsunuz.... bir Biz
Bir biz
Ve bir Şu olmalı, ve bir Onlar, ve bir Cevapsız Şey
Borulardır o,
Multiple Scelorosis'dir o,
Umudum değildir o
Sonsuzluktaki ölüm değildir
Sözüme dikkat

Bir Hayalet Tuzağı, Sıkkım ya da Tibet'te bir rahibin dokuduğu
renk renk binlerce ipliğin bir birleşik biçimi
Örülmüş, gerilmiş, ruhsal bir tenis raketi
Bakınca, uçucu ışık dalgalarının yayıldığını görüyorum
Milyarlarca yıl gibi teller üstünden akıyor parlak enerji
Tellerin kumaşı tılsımla değiştiriyor renklerini
biri öbürüne Doğru tıpkı, sanki
Hayalet Tuzağı
Evren'in küçük bir örneğiymiş gibi
Bilinç birbirine bağlayan makinanın algılayan parçası
Dışarda, Zaman içinde Gören'e doğru dalgalarını salıyor
Kendi görünümünü küçük bir örnekte sunuyor
bir kez - ama her zaman için


Dikkatlice yenileyerek aşağı doğru sonsuz değişiklerle
Ve bu her parçada aynı her yerde aynı
Gerçek Başlangıç'tan bu yana uzayın derinliklerinde kendi kendini
Çoğaltan bu enerji - ya da görünüm
Bir 'O' ya da bir 'Aum' olabilir
Kendi öz Görünümü'nün modeli üstünde kendi kendini kuşatmış
bu bir tek Sözcük'ün çeşitlemelerini çekerek
En uzak Nebula ve en geniş Astrolojilerin dalgalarında dışa
doğru dönüyor
Yüklü, kendi kendine sadık kalması için, bir Fil derisi üstüne
Çizili Mandala'da
Ya da gülümseyen bir düşsel Fil'in böğründeki resmin fotoğrafında
Fil'in görünüşü her ne kadar yersiz bir şakaysa da-
Bir Ateş Şeytanınca tutulmuş bir İşaret olabilir bu.
ya da bir geçicililik canavarı
Ya da boşluktaki karnımın fotoğrafında
Ya gözümde
Ya da haç çıkaran rahibin gözünde
Ya da kendisine kendi gözünde bakan ve ölen
Ve gerçi bir göz ölse de
Ve gerçi benim gözüm
ölse de
Milyon gözlü canavar, Adsız, Cevapsız, Benden-saklanan,
sonsuz varlık
Kendi kendisini doğuran Yaratık
En küçük bir davranışıyla titreten, bütün gözleri aynı anda ayrı ayrı yerlere
bakan
Tek ve Tek-Olmayan kendi yönünde kıpırdanan
Daha sonrasını bilemem

Ve ben bu canavarın betimlemesini yaptım
Ve bir gün bir başkasını göstereceğim
Bir Cryptozoid duyganlığı bu
Sürünüyor ve dalgalanıyor denizin dibinde
Kenti teslim almaya geliyor
Her bilinci yok ediyor
Evren kadar ince, karışık
Kusturuyor beni
Çünkü göze görünmesini kaçıracağımdan korkuyorum
Nasıl olsa beliriyor
Nasıl olsa beliriyor aynada
Deniz gibi aynadan da yıkanıp geçiyor
Sonsuz dalgalanmalar bu
Aynayı temizleyince çekiliyor ve Bakan'ı boğuyor.
Yeryüzünü boğuyor yeryüzünü boğduğunda da
Kendi kendi içinde boğuluyor
Müzikle dolu bir ceset gibi açıklara doğru yüzüyor
Kafasında bir çocuk gülüşü
Karanlık denizde bir ölüm çığlığı
Kör bir heykelin dudaklarında bir gülümseme
O orda
Benim değil
Kendim için kullanmak isterdim onu
Kahraman olmak için
Ama bu bilince satılık değil o
Her zaman kendi yolunda ilerliyor
Tüm yaratıkları bitirecek
Geleceğin radyosu olacak
Zaman içinde kendi kendini duyacak
Dinlenmek istiyor
Kendi kendisini görmekten, kendi kendisini duymaktan yorgun
Başka bir içim istiyor bir başka kurban
Beni istiyor
Bana akıl veriyor
Bana varoluş nedenini veriyor
Bana sonsuz cevaplar veriyor
Ayrık olmak için bir bilinç ve görmek için bir bilinç
Ya bir olacağım ya da bir Başkası, alın yazım bu,
Hem ikisiyim hem de hiçbir değilim demek
Ben olmasam da kendi kendiyle uğraşabilir o
Cevapsız bir Çift'tir o
Elektrikli yazı makinalarının üstünde vınlıyor o
Parçalı bir sözcük yazıyor
Yazdığı parçalı bir sözcük

Can Yücel

Posted by Unknown 17.1.11 , under , | No comments


Ülkemizin en öncü şairlerindendir ne kadar okul kitaplarında ismi geçmese de. Can Yücel, üslubuyla daha çok Beat Generation (Yeraltı Edebiyatı)'a yakındır. Hatta Beat Akımı'nın ünlü şairi Allen Ginsberg ile Kumkapı'da beraber rakı içip birbirlerine şiirler yazmışlardır. Yücel'in eşi, bu buluşma için ''Yeni tanışmıştılar ancak kırk yıllık dost gibiydiler.'' diyor. Can Yücel'in Allen Ginsberg için yazdığı şiir ise Uygunsüzerler'dir. Beat Akımı ve Ginsberg için şöyle diyor:


“İyi şairlerdir. Ginsberg ile karşılıklı şiir yazdık beraber. Hoş adamdır. İbne…”





    Uygunsüzerler

İnsanlarla benzeşmeyeceksin
Zaten birbirine benzerler
Çiçekleri sulamayacaksın
Çiçeğe çok benziyorsa
Türkçe bir laf var:
Teşbihte hata olmaz diye!
Yanmış!…
İnsanları benzetmeyeceksin
İnsanları benzeteceksin!
Sadece bir laf geçerlidir!
GEBE GİBİDİR
GİBİ de GEBE
Onu bile kullanmayacaksın!




Belkim Bir Kertenkeleyim

Belkim bir kertenkeleydim
Piç edilmiş bir yağmurun serini 
Bir güzelin çirkiniydim
Çirkinlerin en güzeli 
Yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
Ben en hızlı yeşiliydim
Kurbağa yarışlarında annemin

Çatal matal kaç çataldım kim bilir
Bin dereden bir kendimi getirdim
Haydan gelip huya giden bir huysuz
Heyheyler içinde bir heydim
Belkim yedi belkim sekiz belaydım

Düdük çalar hırsızlanmış polisler
Ben korkudan üstlerime işerdim
Üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
Karşısında önüm açık gezerdim
Ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
Rus cenginde çağanozdum bir zaman

İki gözüm iki koltuk-eviydi
Mmavilerim bir miyobun koynunda
Kendi düşen köyler kentler ağlamaz
Sur dışında ben oturur ağlardım
Ekmek diye bağrışırdı bebeler
Elma derler ben ortaya çıkardım
Ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu gecesi
Fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi

Bilmem hangi keloğlanın fesiydim
Bir püskülsüz sümbülteber tohumu
Fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
Bir naraydım kimse bilmez nereden
Ya yakından ya uçmaktan gelirdim
Belkim ince belkim kalın bir sestim
Belkilerin kol gezdiği saatta
Belkim belki bile değildim.





        Kadın Olaydım

Uzaklardan... Uzaklardan geliyorlar.
İşte...
Diye seslenen bir şeytan tırnağıyla.
Uzağını yakına,
Yakını yangına veriyorlar.

Ağustos böcekleri ocağı tutuşturuyor
Gölleri kül ediyor yakamozlar
Sanki onların domuzluğu değil de bütün bunlar
Bacak kadar kesiliyorlar birden
Laleli yangınına yetişen Arap itfaiyecinin
Yeşil tulumbasıyla

Seyre koşuyorlar, yerden bitercesine
Sular alevleri diktikçe başına ayyaş
Bi' alkış... Bi' alkış

Düzende gördük ebemkuşağını
Yıllar... Yıllar...
Sonra daimi
Çağlayana güneş vurdukça
Köpükler, yedi renk
Sonra rengarenk oluyordu

Altından geçtim boğulacağımı bile bile
Kadın olacaktım ilk kez
Allah beni sevebilir ama
Ben onu kabul etmiyorum.
Haşa o da onun kabahati

Bıktım artık,
Siki çarşafa dolanmış erkeklerden.
Onlar artık çarşafa girsinler,
Düzenlerin ebem çarşafına

Milyonlarca yıldır süren
Ve milyarlarla süründürülen
İnsanlı bu babaerkil duzen
Gidip, ana-bakakıl düzen gelmeli yerine

Şu ana baba gününde
İçinde yaşayıp da
Yaşayamadığımız
(not: netteki mevcut halinden biraz daha iyi düzenlenmeye çalışılmıştır.)





  Vaziyet-i Umumi

Benim halim, memleketin hali
Üç gündür kabızım,
Dışarı çıkamıyorum.
Ne geğiriyor ne osurabiliyorum
İçim gırtlağıma kadar bok
Her zamanki gündelikçi kadın
İki kız yollamış yerine,
Acemi şeyler;
Etrafımda dolanıp duruyorlar.
Zaten başım dönüyor.
Yemekten içmekten kesildim.
Boyuna lavman yaptırıyorum,
Götüme fitil sokuyorum,
Bunlar yetmezmiş gibi dışarıda
Sokak inşaatı yeniden başladı.
Matkaplar gırla...
Kendimi intihar edecegim gidip!





Yaşasın Cazın Getirdiği Devrim

Hiçkimse kalmadı
Çiçekler çarpık açıyorlar
Ampüller eğriydi
Merdivenlerden çıkamıyordum
Tavan basıktı
Sifon işlemiyordu
Sıçamıyordum
İşeyemiyordum
Bir ölü militan baharı
Bir apartman dairesinde bekliyordum
Ben ki beklemeyi sevmem
Beklemek benim için bir azap olduğuna göre
Beni gazaba getirir
Tramvay ihtiyarı duraklarında bekleye bekleye
İhtiyarlamış bir komünist olarak
Gitardan çıkan tın sesleri
Beni yeniden adam edecektir
Havada havva olan bir adem
Ve yaklaşırken bütün güzellikleri baharla birlikte
Arkadaşlarım olan cazcılar
Elbette bulacaklar bir acıbadem
Ve biz yaşamayı yeniden kuracağız
Bu zıkkım denilen ritim
Ve stringtin
Hepimiz yaşamaktaki inkılap içinde değiliz
Yaşasın cazın getirdiği devrim.





           Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
                   korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
                      olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...





               İşçi Marşı

Hava döndü işçiden işçiden esiyor yel
Dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı
Bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı
Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
Ve durdu muydu birgün bu kör, avara kasnak
Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
Sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Köylükler uykusunda döndü dönüyor sola
Güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla
Başaklar gövderdi bak başkoydular bu yola
Şaltere uzanıyor allaha açılmış el
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel




     Darwin Üzre

Devrimcilik gibi şairlik de
İnen darbeyi duyabilmektir,
Kaslarının liflerinde.
İster copların darbesi olsun
İster bilincin...
Gelerek, binbir işkenceden 
-İnsanlık gibi tıpkı-
Çığlıklarla büyüyen devrimci şiir,
Giderek, sömürüye ve zulme
Karşı akımıdır sevincin.
Hani Gayrettepe'den
Verilip verilip de
Dal bedenlerimize elektrik,
Tam tükendiğini sandığımız yerde direncin,
En çelimsiz kızımızda bile baş veren
O silkiniş var ya,
O türkü, o öfke, o erkeklik
Kıvılcımlarla üreyip güçlenecek,
Güçlenecek yarın bamtellerimizde,
Güçlenecek,
Güççlenecek,
Güçççlenecek...
Ve de birden tepti miydi geriye,
Gözüne, yuvasına, kaynağına zulmün,
Bir gök gürültüsüdür, bir şimşek,
Bir sevnçtir akıp gidecek
Şebekelerin sigortası atıncaya dek!..

İşte böyle bir şiir bizim yazmak istediğimiz.... 





           Sevgi Duvarı


Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi  
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür  
Salonlar piyasalar sanat sevicileri  
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni  
Yakanda bir amonyak çiçeği  
Yalnızlığım benim sidikli kontesim  
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi  

Kumkapı meyhanelerine dadandık  
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi  
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar  
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi  
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri  
Çöpcülerin elleriyle okşardım seni  
Yalnızlığım benim süpürge saçlım  
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi  

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak  
Bol çelik bol yıldız bol insan  
Bir gece Sevgi Duvarını aştık  
Dustuğum yer öyle açık seçik ki  
Başucumda bi sen varsın bi de evren  
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi  
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim  
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi





Go Home Hacı Go Home


Hişt hacı yaylan bakalım
Closed dedik be adam
Pazdos c'est fini
Başını bekley'cek değiliz a sabaha kadar
Uyan bre taş arabası
Gözünü seveyim çileden çıkarma beni
Go home hacı go home
Aman beyim allah razı olsun senden
Bişeyler söyle şu dürzüye
Kanımı kuruttu iki saattir
Ne
Asansöre mi binmiş dedin
Fırt inip fırt çıkıyormuş
Hay yedi kat yerin dibine geçsin
Yıl oldu bu masaya çörekleneli
Waiter aşağı waiter yukarı
Bir buçuk şise viski yuvarladı en azından
Külahıma anlatsın o bu palavraları
Yok efendim buralarda değilmiş kendisi
Memleketindeymiş
New York  mu ne karın ağrısıysa
Yüz katlı bir binadaymış
Asansörcülük edermiş
Üstünde kırmızı yelek
Altında siyah pantol
On saattir nöbetteymiş de
Geberiyormuş uykusuzluktan
İne çıka zifire kararmış
Kara su inmiş ayaklarına
Yediği naneye bak
Beni de patron sanmış
Hiç güleceğim yoktu beyim
Sahi korkmuş mu herif
Ya kovarsa beni diyor ha
İş başında uyumasın itoğlu
Kovarım tabiy
Evde karısı varmış bekleyen
İki de oğlan çocuğu
Öyleyse aklın nerdeydi ulan
Edebinle çalışaydın
Siz söyleyin beyim öyle di'mi yani
Allah layığını versin beyim
Herif sahiden korkuyor benden

Hadi hacı yürü bakalım
Bırak bu patron polimlerini
Öyle ötlek ötlek bakma yüzüme
Ha şöyle dayan koluma doğrul
Ben de yorgunum a ziyani yok
Bir de taksi buluruz sana
Ha gayret aslanım ha gayret
Çoğu gitti azı kaldı

Go home hacı go home