Can Yücel

Posted by ümit altunova 17.1.11 , under , | No comments


Ülkemizin en öncü şairlerindendir ne kadar okul kitaplarında ismi geçmese de. Can Yücel, üslubuyla daha çok Beat Generation (Yeraltı Edebiyatı)'a yakındır. Hatta Beat Akımı'nın ünlü şairi Allen Ginsberg ile Kumkapı'da beraber rakı içip birbirlerine şiirler yazmışlardır. Yücel'in eşi, bu buluşma için ''Yeni tanışmıştılar ancak kırk yıllık dost gibiydiler.'' diyor. Can Yücel'in Allen Ginsberg için yazdığı şiir ise Uygunsüzerler'dir. Beat Akımı ve Ginsberg için şöyle diyor:


“İyi şairlerdir. Ginsberg ile karşılıklı şiir yazdık beraber. Hoş adamdır. İbne…”





    Uygunsüzerler

İnsanlarla benzeşmeyeceksin
Zaten birbirine benzerler
Çiçekleri sulamayacaksın
Çiçeğe çok benziyorsa
Türkçe bir laf var:
Teşbihte hata olmaz diye!
Yanmış!…
İnsanları benzetmeyeceksin
İnsanları benzeteceksin!
Sadece bir laf geçerlidir!
GEBE GİBİDİR
GİBİ de GEBE
Onu bile kullanmayacaksın!




Belkim Bir Kertenkeleyim

Belkim bir kertenkeleydim
Piç edilmiş bir yağmurun serini 
Bir güzelin çirkiniydim
Çirkinlerin en güzeli 
Yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
Ben en hızlı yeşiliydim
Kurbağa yarışlarında annemin

Çatal matal kaç çataldım kim bilir
Bin dereden bir kendimi getirdim
Haydan gelip huya giden bir huysuz
Heyheyler içinde bir heydim
Belkim yedi belkim sekiz belaydım

Düdük çalar hırsızlanmış polisler
Ben korkudan üstlerime işerdim
Üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
Karşısında önüm açık gezerdim
Ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
Rus cenginde çağanozdum bir zaman

İki gözüm iki koltuk-eviydi
Mmavilerim bir miyobun koynunda
Kendi düşen köyler kentler ağlamaz
Sur dışında ben oturur ağlardım
Ekmek diye bağrışırdı bebeler
Elma derler ben ortaya çıkardım
Ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu gecesi
Fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi

Bilmem hangi keloğlanın fesiydim
Bir püskülsüz sümbülteber tohumu
Fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
Bir naraydım kimse bilmez nereden
Ya yakından ya uçmaktan gelirdim
Belkim ince belkim kalın bir sestim
Belkilerin kol gezdiği saatta
Belkim belki bile değildim.





        Kadın Olaydım

Uzaklardan... Uzaklardan geliyorlar.
İşte...
Diye seslenen bir şeytan tırnağıyla.
Uzağını yakına,
Yakını yangına veriyorlar.

Ağustos böcekleri ocağı tutuşturuyor
Gölleri kül ediyor yakamozlar
Sanki onların domuzluğu değil de bütün bunlar
Bacak kadar kesiliyorlar birden
Laleli yangınına yetişen Arap itfaiyecinin
Yeşil tulumbasıyla

Seyre koşuyorlar, yerden bitercesine
Sular alevleri diktikçe başına ayyaş
Bi' alkış... Bi' alkış

Düzende gördük ebemkuşağını
Yıllar... Yıllar...
Sonra daimi
Çağlayana güneş vurdukça
Köpükler, yedi renk
Sonra rengarenk oluyordu

Altından geçtim boğulacağımı bile bile
Kadın olacaktım ilk kez
Allah beni sevebilir ama
Ben onu kabul etmiyorum.
Haşa o da onun kabahati

Bıktım artık,
Siki çarşafa dolanmış erkeklerden.
Onlar artık çarşafa girsinler,
Düzenlerin ebem çarşafına

Milyonlarca yıldır süren
Ve milyarlarla süründürülen
İnsanlı bu babaerkil duzen
Gidip, ana-bakakıl düzen gelmeli yerine

Şu ana baba gününde
İçinde yaşayıp da
Yaşayamadığımız
(not: netteki mevcut halinden biraz daha iyi düzenlenmeye çalışılmıştır.)





  Vaziyet-i Umumi

Benim halim, memleketin hali
Üç gündür kabızım,
Dışarı çıkamıyorum.
Ne geğiriyor ne osurabiliyorum
İçim gırtlağıma kadar bok
Her zamanki gündelikçi kadın
İki kız yollamış yerine,
Acemi şeyler;
Etrafımda dolanıp duruyorlar.
Zaten başım dönüyor.
Yemekten içmekten kesildim.
Boyuna lavman yaptırıyorum,
Götüme fitil sokuyorum,
Bunlar yetmezmiş gibi dışarıda
Sokak inşaatı yeniden başladı.
Matkaplar gırla...
Kendimi intihar edecegim gidip!





Yaşasın Cazın Getirdiği Devrim

Hiçkimse kalmadı
Çiçekler çarpık açıyorlar
Ampüller eğriydi
Merdivenlerden çıkamıyordum
Tavan basıktı
Sifon işlemiyordu
Sıçamıyordum
İşeyemiyordum
Bir ölü militan baharı
Bir apartman dairesinde bekliyordum
Ben ki beklemeyi sevmem
Beklemek benim için bir azap olduğuna göre
Beni gazaba getirir
Tramvay ihtiyarı duraklarında bekleye bekleye
İhtiyarlamış bir komünist olarak
Gitardan çıkan tın sesleri
Beni yeniden adam edecektir
Havada havva olan bir adem
Ve yaklaşırken bütün güzellikleri baharla birlikte
Arkadaşlarım olan cazcılar
Elbette bulacaklar bir acıbadem
Ve biz yaşamayı yeniden kuracağız
Bu zıkkım denilen ritim
Ve stringtin
Hepimiz yaşamaktaki inkılap içinde değiliz
Yaşasın cazın getirdiği devrim.





           Bağlanmayacaksın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
                   korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
                      olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...





               İşçi Marşı

Hava döndü işçiden işçiden esiyor yel
Dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı
Bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı
Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
Ve durdu muydu birgün bu kör, avara kasnak
Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
Sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Köylükler uykusunda döndü dönüyor sola
Güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla
Başaklar gövderdi bak başkoydular bu yola
Şaltere uzanıyor allaha açılmış el
Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel




     Darwin Üzre

Devrimcilik gibi şairlik de
İnen darbeyi duyabilmektir,
Kaslarının liflerinde.
İster copların darbesi olsun
İster bilincin...
Gelerek, binbir işkenceden 
-İnsanlık gibi tıpkı-
Çığlıklarla büyüyen devrimci şiir,
Giderek, sömürüye ve zulme
Karşı akımıdır sevincin.
Hani Gayrettepe'den
Verilip verilip de
Dal bedenlerimize elektrik,
Tam tükendiğini sandığımız yerde direncin,
En çelimsiz kızımızda bile baş veren
O silkiniş var ya,
O türkü, o öfke, o erkeklik
Kıvılcımlarla üreyip güçlenecek,
Güçlenecek yarın bamtellerimizde,
Güçlenecek,
Güççlenecek,
Güçççlenecek...
Ve de birden tepti miydi geriye,
Gözüne, yuvasına, kaynağına zulmün,
Bir gök gürültüsüdür, bir şimşek,
Bir sevnçtir akıp gidecek
Şebekelerin sigortası atıncaya dek!..

İşte böyle bir şiir bizim yazmak istediğimiz.... 





           Sevgi Duvarı


Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi  
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür  
Salonlar piyasalar sanat sevicileri  
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni  
Yakanda bir amonyak çiçeği  
Yalnızlığım benim sidikli kontesim  
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi  

Kumkapı meyhanelerine dadandık  
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi  
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar  
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi  
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri  
Çöpcülerin elleriyle okşardım seni  
Yalnızlığım benim süpürge saçlım  
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi  

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak  
Bol çelik bol yıldız bol insan  
Bir gece Sevgi Duvarını aştık  
Dustuğum yer öyle açık seçik ki  
Başucumda bi sen varsın bi de evren  
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi  
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim  
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi





Go Home Hacı Go Home


Hişt hacı yaylan bakalım
Closed dedik be adam
Pazdos c'est fini
Başını bekley'cek değiliz a sabaha kadar
Uyan bre taş arabası
Gözünü seveyim çileden çıkarma beni
Go home hacı go home
Aman beyim allah razı olsun senden
Bişeyler söyle şu dürzüye
Kanımı kuruttu iki saattir
Ne
Asansöre mi binmiş dedin
Fırt inip fırt çıkıyormuş
Hay yedi kat yerin dibine geçsin
Yıl oldu bu masaya çörekleneli
Waiter aşağı waiter yukarı
Bir buçuk şise viski yuvarladı en azından
Külahıma anlatsın o bu palavraları
Yok efendim buralarda değilmiş kendisi
Memleketindeymiş
New York  mu ne karın ağrısıysa
Yüz katlı bir binadaymış
Asansörcülük edermiş
Üstünde kırmızı yelek
Altında siyah pantol
On saattir nöbetteymiş de
Geberiyormuş uykusuzluktan
İne çıka zifire kararmış
Kara su inmiş ayaklarına
Yediği naneye bak
Beni de patron sanmış
Hiç güleceğim yoktu beyim
Sahi korkmuş mu herif
Ya kovarsa beni diyor ha
İş başında uyumasın itoğlu
Kovarım tabiy
Evde karısı varmış bekleyen
İki de oğlan çocuğu
Öyleyse aklın nerdeydi ulan
Edebinle çalışaydın
Siz söyleyin beyim öyle di'mi yani
Allah layığını versin beyim
Herif sahiden korkuyor benden

Hadi hacı yürü bakalım
Bırak bu patron polimlerini
Öyle ötlek ötlek bakma yüzüme
Ha şöyle dayan koluma doğrul
Ben de yorgunum a ziyani yok
Bir de taksi buluruz sana
Ha gayret aslanım ha gayret
Çoğu gitti azı kaldı

Go home hacı go home

0 yorum :

Yorum Gönder