Jufsernoh: Neo-evrimin Gerekliliği

Posted by ümit altunova 2.1.12 , under , | No comments




Yaşamımızı doğal seleksiyonun sayesinde sürdürdük ve hayatta kaldık. Ancak son derece kusurlu oluşumuzu da ona borçluyuz.

İnsanın yaşamında kendi ve kendine ait gördükleri vardır. Tüm hayatı boyunca bunları ve meşrutiyetini gözetir. Bu yüzden benmerkezci bir yapıya sahiptir. Yaşamı boyunca gözlemler ve hayatına adapte eder. Tüm çatışma da buradan doğar.* Gözlemleyen olduğunda gözlenen de doğar ve çatışma yaratılmış olur. Tüm yargılamaların doğumu böyledir.

Şovenizmin varoluşu da buradan gelir. Şovenizm; etnosantrizmin ve egosantrizmin doğurgusudur. Bu iki kutup birbirlerini beslerken şovenizm doğmuş olur.

Kişinin benmerkezciliğinin emzirdiği egosantrizm; bu çatışma esnasında doğrunun ve hakikatin referansı olarak kendini alır. Kişi gözlediğini kendisine uyarlar; doğasına uygun gördüklerini takdir ederken, olumsuzladıklarını yadırgar. Şovenizm ise, kişinin milli değerlerle kabartarak inşa ettiği yapıyı yüceltip; artık ''güçlü'' olan, bu çatının altında nüfus ederek kendine de bu güçten bir nebze sahiplilik biçmesi yani haz duymasıdır.

Tüm bunlar gözleme sonrasında gözleyen ve gözlemlenen arasında çıkan çatışmadan doğmuştur. Tüm savaşların, şiddetlerin, dinlerin ve her türlü ayrımcılığın kökeninde bu çatışma vardır; ki her biri de zaten bu yüzden çatışmayı barındırmaktadır.

Peki bu insanlığın yaşamından nasıl çıkarılabilinir, insanoğlu bu çatışmalardan nasıl kurtulabilir? Bu gözlemenin dolayısıyla devamında yargılamanın bitimiyle olacaktır. Ancak insanoğlunda henüz o özveri pek gözükmemektedir.

Diğer yandan gözlemleyip hayatımıza uyarlamada ise dilin önemi büyük rol oynar. Dilin varoluşu da buradan gelir. John Zerzan'a göre dil yalan söylemek için icat edildi,** Mark Pagel'e göre ise dil -onun deyimi ile- görsel hırsızlığa yani sosyal öğrenmeye bir çözüm olarak keşfedildi ve sonrasında ise bilgiyi ve tecrübeyi saklamak, gizlemek için farklı diller icat edildi.***

Burada bile toplumun bulunduğu etnik grubu korumayı ve meşrutiyetini gözettiğini gözlemlemekteyiz. Çünkü bu psikolojik olarak hazlarının gereğidir. Kişinin başarı güdüsünün bireysel ve toplumsal olarak dışa vurumunun lüzumu bu şekilde gerçekleşir. İnsanoğlu, cinsellik, başarma, kendini kanıtlama gibi birçok arzuyu gözetir. Hayatı boyunca bunlar peşinden koşar ve bunların arzusunun devamında elde etmek için kusurlarını ortaya döker. Tüm hazlarının varlığı kişinin her zaman kusurlu, her zaman muhtaç olduğunu ve hiçbir zaman özgür olmadığını gösterir.

Bireyin kitle psikolojisine, toplumsal değerlerine ve toplumun kendi ilgisine ve tepkisine hem maruz kalışı hem muhtaç oluşu, onun bireyselliğini öldürür. Sevgi/cinsellik dürtüsünün sadece cinsellikte odaklanışı kişide şiddet doğurur. Cinsellik türün devamının arzulanması ve neticelenmesinden gelen hazzın gereği olarak bir araç konumundayken, insanoğlunun geldiği noktada sosya-kültürel yapısından ötürü amaç rölünü üstlenmiştir. Başarma güdüsü sosyal evrim adına son derece gerekli olduğu halde, başarıdan gelen hazzın kaynağı toplumsal değerlere ve beğenilere bağlı olduğundan durağanlık kazanır ve durağanlığın olduğu yerde hiçbir türlü gelişim yani evrim yoktur.

Kişinin yaşamasının ve yaşamını devam ettirmesinin tek nedeni olan hazlar insanı köreltir, onun elinden özgürlüğünü alır. Onun gelişmesini sonlandırır, köklü bir değişimin önündeki tek engeldir. Bu durağanlık sosyal evrimin ve devamında biyolojik evriminin de engelidir.

Peki bunun devamında çözüm olarak kendi evrimimize müdahale edebilir miyiz? Bu biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yapımızı veya mekanizmamızı değiştirebilir miyiz? Bilimin şu an geldiği noktada, yeni neslin bireylerinin, cinsiyetleri, saç ve göz renlkleri ve zeka düzeyleri üzerine karar verebiliyoruz.**** Harvey Fineberg'in TED Conference'da yaptığı ''neo-evrim'' üzerine konuşmasıyla bunu daha açık bir hale getirebiliriz.*****

''...
Düşünün ki; basit bir cinsiyet seçimi değil de vücudunuzdaki hastalıkları iyileştirecek ya da vücudunuzu hastalıklardan koruyacak genetik değişiklikler yapmanız mümkün. Şeker hastalığını ve Alzheimer'ı yok edecek... Kanser riskini azaltacak... Felçleri sıfıra indirecek genetik değişiklikleri yapabilseydiniz... Genlerinizde bu değişikleri yapmak istemez miydiniz? Eğer geleceğe bakarsak, bu tarz seçimler giderek muhtemel hale geliyor.

...

Bunlar bugünkü gerçekler ve gelecekte daha da fazlası mümkün olacak. İki küçük değişiklikle vücudunuzdaki hücreleri değiştirebildiğinizi hayal edin. Ama ya çocuğuzun hücrelerini değiştirebilseniz? Ya sperm ve yumurtayı değiştirme şansınız olsa... Ya da döllenen yumurtayı değiştirme ve çocuğunuza daha sağlıklı bir yaşam şansı verebilseniz... Şeker hastalığını ve hemofiliyi yokedebilseniz... Kanser riskini düşürebilseniz... Kim daha sağlıklı bir çocuk istemez ki? Daha sonra aynı analitik teknolojiyle, aynı sistemin ürünüyle hastalıklardan korunmak bizim için de mümkün olsa. Süper özellikler elde edebilsek. Yüksek kapasiteler... Daha iyi bir hafıza... Neden Ken Jenniings'in kıvrak zekasına sahip olmayasınız? Özellikle yeni Watson makinesiyle geliştirebilecekken? Neden daha hızlı ve daha uzun koşmanızı sağlayacak daha hızlı kasılan kaslara sahip olmayasınız? Neden daha uzun yaşamayasınız? Bunlar karşı konulamaz olacaklar.

Ve gelecek nesle, uyarladığımız bu özellikleri aktarma posizyonunda olduğumuzda eski tarz evrimi neo-evrime çevirmiş olacağız. Normalde 100,000 yıl gerektirecek süreci, 1,000 yıla belki de 100 yıla sıkıştırabileceğiz. Bunlar torunlarınızın ya da onların torunların sahip olacakları seçenekler. Bu seçenekleri toplumu daha iyi yapmak için mi kullanacağız? Daha başarılı, daha nazik ya da sadece bazılarımız için istediğimiz farklı özellikler mi seçeceğiz? Toplumu daha sıkıcı daha tekdüze ya da daha güçlü, daha becerikli hale mi getireceğiz? Bunlar yüzleşmek zorunda olduğumuz sorular.

Ve ciddi olarak, bilgeliği gelişterebilecek hale gelecek miyiz? Bu seçimleri akıllıca yapmamızı sağlayacak bilgeliğin varisi olabilecek miyiz? Daha iyi ya da daha kötü için, ve sandığınızdan da yakın bir zamanda bu seçimler bize bağlı olacak.''

Harvey Fineberg'in kendisinin de açıkladığı gibi gelecek nesile, daha iyi bir hafıza, daha kusursuzluk, daha doğru ve daha hızlı, daha formda, daha güçlü ve daha dayanıklı, daha çekici ve kendine güvenen, daha sağlıklı, daha uzun bir yaşam, daha fazla yaratıcılık özelliklerini verebiliriz. Ve gelişen bilimle daha da fazlasını...

Görünen o ki bunu uzun bir süre kendi başımıza yapamayacağız. Açgözlülüğümüz, hırsımız, öfkemiz ve hazların peşinde hipnoz olmuş gibi davranmamız buna engel oluyor. Binlerce yıldır tüm bu sorunlara din ile, ideolojik arayışlarla ve çeşitli meditasyonlarla çözümler aradık. Ama yaptığımız sorunları ötelemekten fazlası olamadı. Şimdi gerçekten somut bir çözüme ihtiyacımız var. Neden bunun için tek gerçek yardımcımız olan bilimi kullanmıyoruz?


Kaynaklar:
* J. Krishnamurti - Tam Bilinçlilik / Tam Yaşam (Okyanus Yayıncılık)
J. Krishnamurti - Bilinenden Kurtulmak (Omega Yayıncılık)
** John Zerzan - Gelecekteki İlkel (Kaos Yayınevi)
*** Mark Pagel - Dil İnsanlığı Nasıl Dönüştürdü? (video)
**** BBC: Evrimimiz Devam Ediyor Mu? (video)
***** Harvey Fineberg - Neo-evrime Hazır Mıyız? (video)


Düşünbil Dergisi: Jufsernoh

0 yorum :

Yorum Gönder